<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/" version="2.0">
<channel>
<title>Tıpta Uzmanlık Eğitimi  / Medicine</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12619/450</link>
<description/>
<pubDate>Sat, 04 Apr 2026 18:11:06 GMT</pubDate>
<dc:date>2026-04-04T18:11:06Z</dc:date>
<item>
<title>6-12 yaş arası alerjik rinit ve astım teşhhisi konulmuş çocuklar ve sağlıklı çocukların ağız ve diş sağlığı değerlendirmesi ve karşılaştırılması = Evaluation and comparison of the oral and dental health of children and healthy children diagnosed with allergic rhinitis and asthma between 6-12 years old</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12619/98244</link>
<description>6-12 yaş arası alerjik rinit ve astım teşhhisi konulmuş çocuklar ve sağlıklı çocukların ağız ve diş sağlığı değerlendirmesi ve karşılaştırılması = Evaluation and comparison of the oral and dental health of children and healthy children diagnosed with allergic rhinitis and asthma between 6-12 years old
Yılmaz, Emine Aylin
GİRİŞ VE AMAÇ: Diş hastalıkları ile ilişkili mortalite hızı düşük olmasına rağmen, diş hastalıkları; özbakım ve beslenme yeterliliğinde bozulmayı işaret eder. Astım ve rinit tedavisinde yer alan ilaçların kullanımı diş çürüğü oluşumunda etkili risk faktörlerindendir. Bu çalışmada, Sakarya'da 6-12 yaş aralığında alerjik rinit ve astım tanılı çocuklar ile sağlıklı çocuklarda ağız ve diş sağlığı değerlendirmesi yaparak gruplar arasında fark olup olmadığının araştırılması hedeflenmiştir. YÖNTEM: Çalışmaya 6-12 yaş arası 62 sağlıklı, 30 astım tanılı ve 33 alerjik rinit (AR) tanılı olmak üzere 3 grupta 125 katılımcı dahil edilmiştir. Gruplar arası sosyoekonomik koşullar, ilaç kullanım süresi, beslenme ve diş fırçalama rutini yanı sıra süt dişleri ve daimi dişlerde çürük, kayıp ve dolgulu diş sayısını gösteren dmft/DMFT indeksleri, plak indeks (Pİ) ve gingival indeks (Gİ) parametreleri karşılaştırılmıştır. BULGULAR: Hasta (rinit ve astım) ve sağlıklı grubun DMFT indeks ölçümleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır. Alerjik rinit grubunda; ilaç kullanım süresi ile DMFT arasında, DMFT ile Pİ arasında ve DMFT ile Gİ arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki saptanmıştır. Astım grubunda; DMFT ile Pİ arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. SONUÇ: Hasta (astım ve alerjik rinit) grupta DMFT indeksinin düşük bulunması hijyen hipotezini destekler ve hastaların beslenme alışkanlıkları irdelendiğinde bu grubun kariyojenik yönden düşük nitelikte beslenmesine de bağlanabilir. Anahtar Kelimeler: ağız sağlığı, alerjik rinit, astım, gingival indeks, plak indeks; Evaluation and Comparison of the Oral and Dental Health of Children and Healthy Children Diagnosed With Allergic Rhinitis and Asthma Between 6-12 Years Old Although the mortality rate associated with dental diseases is low, dental diseases indicate deterioration in nutritional adequacy and self-care. The use of drugs in the treatment of asthma and rhinitis is one of the effective risk factors in the formation of dental caries. In this study, it was aimed to investigate whether there is a difference between the groups by evaluating the oral and dental health of children with a diagnosis of allergic rhinitis, asthma and healthy children between the ages of 6-12 in Sakarya. The study included 125 participants in 3 groups, 62 healthy, 30 with asthma and 33 with allergic rhinitis. Socio-economic conditions, duration of drug use, nutrition and tooth brushing routine as well as dmft/DMFT, which show the number of caries, missing and filled teeth in primary and permanent teeth, plaque index (PI) and gingival index (GI) parameters were compared between groups. There was a statistically significant difference between the DMFT measurements of the patient (rhinitis and asthma) and the healthy group. DMFT measurements were found as low in the patient group. In allergic rhinitis group; there is a weak positive relationship between the duration of drug use and DMFT, DMFT and PI and between DMFT and GI. In asthma group; there is a statistically significant relationship between DMFT and PI. The low DMFT index in the patient (asthma and allergic rhinitis) group supports the hygiene hypothesis, and when the nutritional habits of the patients are examined, it can be attributed to the low cariogenic nutrition of this group. Keywords: allergic rhinitis, asthma, gingival index, oral health, plaque index
06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.
</description>
<pubDate>Fri, 01 Jan 2021 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://hdl.handle.net/20.500.12619/98244</guid>
<dc:date>2021-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Kronik spontan ürtiker hastalarında bağırsak mikrobiyomunun metagenomik DNA profili = Investigation of the relationship between chronic spontaneous urticaria and gut microbiome DNA</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12619/98243</link>
<description>Kronik spontan ürtiker hastalarında bağırsak mikrobiyomunun metagenomik DNA profili = Investigation of the relationship between chronic spontaneous urticaria and gut microbiome DNA
Yüksekal, Gülcan
Giriş ve Amaç: Bağırsak mikrobiyomu (mikroorganizmaların genetik materyalinin tamamı); gastrointestinal sistemimizde (GİS) bulunan geniş bir bakteri, virüs, mantar ve protozoa topluluğudur. İntestinal mikrobiyotanın yararlı bakterilerinin bazı vitamin ve aminoasitlerin üretimi, bağışıklık sisteminin gelişmesi ve aktif halde tutulması gibi pek çok önemli görevi vardır. Disbiyozis, herhangi bir nedenle mikrobiyota kompozisyonunun değişmesi veya bozulması ve buna bağlı olarak fonksiyonlarının kaybolmasıdır. Diyet, ilaçlar (antibiyotikler, proton pompa inhibitörleri vb.), alkol, sigara ve beslenme alışkanlıkları gibi çeşitli etkenler intestinal mikrobiyotayı olumsuz etkileyebilmekte ve disbiyozise neden olmaktadırlar. Yapılan çalışmalarda bağırsak disbiyozisi; diyabet, hipertansiyon, obezite, otizm, inflamatuar bağırsak hastalıları ve depresyon gibi birçok hastalıkla ilişkilendirilmektedir. Mikrobiyom analizleri; akne vulgaris, sedef hastalığı ve atopik dermatit gibi bazı dermatolojik hastalıkların patogenezini açıklamak için de kullanılmıştır. Dermatolojik hastalıkların patogenezinde deri mikrobiyomunun dışında bağırsak mikrobiyomunun da rol oynadığı ortaya konulmuştur. Kronik ürtiker altı haftadan uzun süren, eritemli, ödemli, kaşıntılı plaklarla seyreden, bazen anjiyoödemin eşlik ettiği bir deri hastalığıdır. Toplumun neredeyse %1'ini etkiler, bu hastaların yaklaşık 2/3'ünü kronik spontan ürtiker (KSÜ) hastaları oluşturur. Kronik spontan ürtiker etiyolojisinde ilaçlar, gıdalar, enfeksiyonlar, sistemik hastalıklar gibi pek çok neden yer alabilirken idiyopatik de olabilir. Kronik spontan ürtiker, uyku bozukluğu ve iş gücü kaybına neden olarak yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu çalışmada, etiyolojisi açıklığa kavuşmamış olan KSÜ hastalığı ile bağırsak mikrobiyomu arasındaki olası ilişkinin sağlıklı bireylerle karşılaştırılarak belirlenmesi, KSÜ patogenezine ışık tutulması, yeni tanı ve tedavi yaklaşımlarına yardımcı olunması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bilinen bir sistemik ve/veya dermatolojik hastalığı olmayan, benzer yaş grubunda olan, en az 4 haftadır ilaç (antibiyotik, proton pompası inhibitörü vb), probiyotik/prebiyotik kullanmamış olan 20 KSÜ hastası ve kontrol grubu olarak aynı şartları taşıyan 10 sağlıklı birey bu çalışmaya dahil edilmiştir. Fekal örneklerden nükleik asit izolasyonunu takiben bakteriyel 16S ribozomal RNA (rRNA) geni hedef dizilemesi, universal bakteri 16S primerleri (V3-V4) kullanılarak Illumina MiSeq sistemi ile gerçekleştirilmiştir. Biyoinformatik işlemlerden sonra istatistiksel analizler (LefSe, alfa ve beta çeşitlilik) yapılmıştır. Varsayılan ayarlarla (p&lt;0.05 ve LDA skoru&gt;2) gruplar arasında önemli farklılık gösteren taksonlar belirlenmiştir. Bulgular: Kronik spontan üriker hastalarındaki Firmucites/Bacteroidetes oranının sağlıklı kontrol grubuna göre daha düşük olduğu saptandı (KSÜ hastalarında;0.95, sağlıklı gönüllülerde;1,69). Kronik spontan ürtiker hastalarında; Bacteroidetes Filumu ile Lachnospiraceae, Ruminococcaceae, Clostridiaceae family ve Intestinibacter, Megasphaera, Sutterella genus üyesi bakterilerin anlamlı düzeyde artmış olduğu görüldü (p&lt;0.05 ve LDA skoru&gt;2). Sağlıklı gönüllülerde ise; Bifidobacteriaceae, Lachnospiraceae, Ruminococcaceae, Veillonellaceae, Prevotellaceae, Coriobacteriacea family ile Clostridiales order ve Succinivibrio genus üyesi bakteriler istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek oranda saptanmıştır (p&lt;0.05 ve LDA skoru&gt;2). Alfa çeşitlilik analizinde, iki grup arasında anlamlı bir fark görülmemiştir (PD, Shannon ve Simpson indekslerine göre). Beta çeşitlilik analizinde iki grup arasında farklılık saptanmıştır (PC1 maksimum varyasyon oranı; Bray-Curtis Plot; %22.23, Bray Curtis Plot (Genus Level); %35.79). Sonuç: Dizi analizi sonuçlarında göre; KSÜ hastalarında Bacteroidetes, sağlıklı gönüllülerde ise Actinobacteria filumu üyeleri anlamlı oranda yüksek ve Firmucites/Bacteroidetes oranı ise KSÜ hastalarında daha düşük bulunmuştur. Sonuçta; KSÜ hastalığı ile bağırsak disbiyozisi arasında ilişki olduğu saptanmış olup, KSÜ patogenezinde disbiyozis önemli bir etken olarak değerlendirilebilir ve tedavide prebiyotik veya probiyotikler denenebilir. Literatürde bu konuyu irdeleyen yalnızca bir çalışmaya ulaşılabildiğinden, daha büyük ve kapsamlı çalışmalara ihtiyaç vardır.; Introduction and Aim: Intestinal microbiome (all of the genetic material of microorganisms) is a large collection of bacteria, viruses, fungi and protozoa in our gastrointestinal (GIS) tract. The beneficial bacteria of intestinal microbiota have many important tasks such as the production of certain vitamins and amino acids, the development and maintenance of the immune system. Dysbiosis can occur if the gut microbiota changes or is damaged for any reason. Various factors such as diet, drugs (antibiotics, proton pump inhibitors, etc.), alcohol and smoking can affect gut microbiota negatively and cause dysbiosis. According to studies, gut dysbiosis is associated with many diseases such as diabetes, hypertension, obesity, autism, inflammatory bowel diseases and depression. Microbiome analyzes were also used to reveal the pathogenesis of some dermatological diseases such as acne vulgaris, psoriasis and atopic dermatitis. In addition to the skin microbiome, gut microbiome has a role in the pathogenesis of dermatological diseases. Chronic urticaria is a dermatologic disease with erythematous, edematous, itchy plaque, sometimes accompanied by angioedema, lasting more than six weeks. It affects almost 1% of the population and approximately 2/3 of these patients form chronic spontaneous urticaria (CSU). Etiologic factors such as drugs, foods, infections, systemic diseases may lead to CSU, or it may also be idiopathic. CSU affects the quality of life seriously in terms of causing sleep disorder and loss of labor. In this study, we aimed to determine the possible relationship between CSU and gut microbiome, regarding the pathogenesis of CSU and to help new diagnosis and treatment approaches. Material and Method: 20 patients with CSU and 10 age and sex matched healthy individuals were included in the present study. Both groups had not used a drug (antibiotics, proton pump inhibitors, etc.) or a probiotic/prebiotic that could affect gut microbiota for at least 4 weeks. After nucleic acid isolation from faecal samples, bacterial 16S ribosomal RNA (rRNA) gene target sequencing was performed with the Illumina MiSeq system using universal bacterial 16S primers (V3-V4). Statistical analyzes (LefSe, alpha and beta diversity) were performed after bioinformatics. The default settings (p &lt;0.05 and LDA score&gt; 2) identified taxa that differed significantly between the groups. Results: The rate of Firmucites/Bacteroidetes in CSU patients was found to be lower than in the healthy control group (0.95 in CSU patients, 1.69 in healthy volunteers). Patients with CSU; Bacteroidetes phylum and Lachnospiraceae, Ruminococcaceae, Clostridiaceae family and Intestinibacter, Megasphaera, Sutterella genus member bacteria were significantly increased (p &lt;0.05 and LDA score&gt; 2). In healthy volunteers, Bifidobacteriaceae, Lachnospiraceae, Ruminococcaceae, Veillonellaceae, Prevotellaceae, Coriobacteriacea family and Clostridiales order and Succinivibrio genus bacteria were found to be statistically significantly higher (p &lt;0.05 and LDA score&gt; 2). There was no significant difference at the alpha diversity between the two groups. Beta diversity analysis showed a difference between the two groups (PC1 maximum variation rate; Bray-Curtis Plot; 22.23%, Bray Curtis Plot (Genus Level); 35.79%). Conclusion: According to the results of series analysis; Bacteroidetes in patients with CSU and Actinobacteria phylum in healthy volunteers were significantly higher and Firmucites/Bacteroidetes ratio was lower in CSU patients. As a result, there is a relationship between CSU disease and gut dysbiosis. Dysbiosis can be considered as an important factor in the pathogenesis of CSU and prebiotic or probiotics may be included in the treatment. In the English literature, only one study is published examining the association of CSU and gut microbiota.
06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.
</description>
<pubDate>Tue, 01 Jan 2019 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://hdl.handle.net/20.500.12619/98243</guid>
<dc:date>2019-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>FGF-23, sclerositin, soluble A klotho, osteokalsin,beta crosslaps ve prokollajen 1 moleküllerininhemodiyaliz ve periton diyalizi hastalarındaki düzeyi</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12619/98242</link>
<description>FGF-23, sclerositin, soluble A klotho, osteokalsin,beta crosslaps ve prokollajen 1 moleküllerininhemodiyaliz ve periton diyalizi hastalarındaki düzeyi
Yıldırım, Mehmet
GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada FGF-23, sklerositin, soluble a klotho, indoksil sülfat osteokalsin, beta crosslaps, prokollajen 1 moleküllerinin hemodiyaliz ve periton diyalizi hastalarındaki düzeyi, renal replasman tedavisi (RRT) tipi ile ilişkisini, sağlıklı popülasyon ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya Sakarya Üniversitesi EAH Nefroloji Kliniğinde en az 6 aydır takip ve tedavi edilen 30 hemodiyaliz, 23 periton diyalizi hastası alındı. Kontrol grubu olarak 30 sağlıklı gönüllü çalışmaya dahil edildi. Hemodiyaliz hastalarının kanları haftanın ikinci hemodiyaliz seansı (hafta ortası) öncesi alınırken, periton diyaliz hastalarının kanları sabah değişim öncesi alındı, -80oC soğutucuda saklandı. FGF-23, sklerositin, soluble a klotho, indoksil sülfat, osteokalsin, beta crosslaps, prokollajen 1 molekülleri çalışıldı. Sağlıklı gönüllülerin ve hastaların demografik verileri (cinsiyet, doğum tarihi, diyaliz başlangıç tarihi, kronik böbrek yetmezliği nedeni, ek hastalığı olup olmadığı, boyu, kilosu, hepatit serolojisi, almakta olduğu medikal tedavi), laboratuvar verileri (Hemogram, CRP, ferritin, glukoz, üre, kreatinin, Na, K, P, Ca, ürik asit, total protein, albumin, ALT, AST, ALP, bikarbonat, HbA1c, kolesterol, triglserit, LDL kolesterol, HDL kolesterol, PTH) de dosyalarından kayıt edildi. BULGULAR: Her üç grup da yaş, cinsiyet, BMI açılarından benzer özellikteydi. FGF-23, sklerositn, soluble a klotho, indoksil sülfat, beta-crosslaps ve PINP düzeyleri hasta gruplarında sağlıklılara kıyasla anlamlı olarak yüksek saptandı. Hemodiyaliz ve periton diyalizi hastaları arasında ise anlamlı fark yoktu. Osteokalsin düzeyleri ortalamaları ise hasta grubunda sağlıklı gönüllülere kıyasla daha yüksek olmasına rağmen istatistiki anlam ifade etmemiştir. SONUÇ: Literatürde SDBH'de soluble a klotho dışındaki belirteçlerin artışı, soluble a klothonun ise azalması yönünde çalışmalar daha yoğun olarak yer almaktadır. Çalışmamızda FGF-23, sklerostin, indoksil sülfat, beta crosslaps ve PINP inflamasyonun bir göstergesi olarak sağlıklı gruba kıyasla yüksek saptandı. Bu beklenen bir çıktıydı. Soluble a klothonun da hasta grubunda daha yüksek saptanması bu molekülün diğer başka değişkenlerden de etkilendiği (yaş, etyoloji vs.) veya renal klotho ekspresyonunu kesin olarak yansıtmayabileceğini destekler niteliktedir. Hasta grubunda daha yüksek olan osteokalsin düzeyinin istatistiksel olarak anlam kazanmaması da çalışmamızın diğer önemli çıktısı olarak yer almıştır. Anahtar kelimeler: kronik böbrek hastalığı, son dönem böbrek hastalığı, inflamatuar belirteçler; INTRODUCTİON AND OBJECTİVES: In this study we aimed to determine FGF-23, sclerositn, soluble a klotho, indoxyl sulphate, osteocalcin, beta crosslaps, procollagen 1 levels in hemodialysis and periton dialysis patients, relation between type of renal replacement therapy (RRT) and comparing with healthy volunteers. MATERİALS AND METHOD: 30 hemodialysis, 23 periton dialysis patients whose followed up at least 6 months in Sakarya University Hospital Nephrology Clinic took part in the study. 30 healthy volunteers included. The blood samples of hemodialysis patients were gotten before second hemodialysis of the week and morning before changing of periton dialysis patients. The samples were hidden in -80oC refrigerator. FGF-23, sclerositin, soluble a klotho, indoxyl sulphate, osteocalcin, beta crosslaps, procollagen 1 levels were measured. Demographic data (sex, birth date, time of start hemodialysis, CKD etiology, comorbidities, height and weight, hepatitis serology, medication), laboratory data (CBC, CRP, ferritin, glucose, blood urea, creatinine, Na, K, P, Ca, uric acid, total protein, albumin, ALT, AST, ALP, bicarbonate, HbA1c, total cholesterol, triglycerid, LDL cholesterol, HDL cholesterol, PTH) were recorded. RESULTS: Three group had similar characteristics in terms of age, sex and BMI. FGF-23, soluble a klotho, indoxyl sulphate, beta crosslaps and PINP levels were higher in patients statiscally significant. There were no difference of levels of these molecules between hemodialysis and periton dialysis patient. Osteocalcin levels were higher in patients than healthy volunteers but not statistically significant. CONCLUSION: In the literature there are many studies show the increase of these markers except soluble a klotho in ESRD. In our study FGF-23, sclerostin, indoxyl sulphate, beta crosslaps and PINP levels are higher in patient group as a inflammatory markers. This was a predicted data. In our study we found higher soluble a klotho levels in patients than in healthy volunteers. It supports that soluble a klotho levels can be affected by another factors such as age, etiology esc. or these levels may not show expression of renal klotho exactly. Other important data is that osteocalcin levels are higher in patients but it is not statistically significant. Key words: cronic kidney disease, end stage renal disease, inflammatory markers
06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.
</description>
<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://hdl.handle.net/20.500.12619/98242</guid>
<dc:date>2017-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
<item>
<title>Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalardaki hematolojik ve biyokimyasal belirteçlerin tanısal yaklaşımdaki yeri = Hematological and biochemical biomarkers for diagnostic approaches to patients who apply to emergency service with chest pain</title>
<link>https://hdl.handle.net/20.500.12619/98241</link>
<description>Acil servise göğüs ağrısı ile başvuran hastalardaki hematolojik ve biyokimyasal belirteçlerin tanısal yaklaşımdaki yeri = Hematological and biochemical biomarkers for diagnostic approaches to patients who apply to emergency service with chest pain
Onur, Ümit Fikret
GİRİŞ VE AMAÇ: AKS'lar, STEMI, NSTEMI ve USAP'ı içeren, mevcut aterosklerotik plağın destabilizasyonuna bağlı myokardiyal kan akışının azalması ile karakterize ölümcül bir hastalıktır. Gelişmiş ülkelerde sıklığı son yıllarda azalış göstersede tüm dünyada ölümlerin başta gelen nedenlerindendir. Yapılan çalışmalarda aterosklerotik proçesin başlaması ve devamında inflamasyonun önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. AKS'ların tanısı ve sınıflamasında, EKG bulguları ve biyokimyasal belirteçler ile beraber klinik özelliklerin kapsamlı şekilde incelenmesi esastır. Yapmış olduğumuz bu çalışmada, çeşitli biyokimyasal belirteçlerle beraber son yıllarda farklı hastalıklarda tanısal ve/veya prognostik açıdan sıkça araştırılan çeşitli inflamatuar belirleyicilerin tanısal rolünü değerlendirmeyi amaçladık. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Acil Servisinde 01.06.2016-30.09.2016 tarihleri arasında göğüs ağrısı şikayeti ile başvurup AKS tanısı alan toplam 257 hasta üzerinde retrospektif olarak dosya kayıtlarının incelenmesi ile gerçekleştirildi. Başvuru sırasındaki ilk laboratuvar verileri (Üre, Kreatinin, AST, ALT, WBC, Nötrofil, Lenfosit, Trombosit, Hemoglobin, Hematokrit, MPV, RDW, Nötrofil\Lenfosit oranı, Platelet\Lenfosit oranı, Platelet\Nötrofil oranı, Troponin ve CK-MB parametreleri) analiz edildi. BULGULAR: Hasta grubunda 121 STEMI, 69 NSTEMI, 67 USAP olmak üzere 257 hasta, kontrol grubunda ise acil servise göğüs ağrısı ile başvuran ancak atipik göğüs ağrısı tanısı ile taburcu edilen 70 hasta incelendi. Hastaların 191' erkek, 66'sı kadındır. Hastaların yaş ortalaması 59,5'tir. Hasta grubunda incelenen tüm biyokimyasal belirteçlerin kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek olduğu belirlendi. İncelenen inlamatuar belirteçlerden WBC, nörofil, NLR ve PLR değerlerinin hasta grubunda, kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek olduğu, lenfosit ve PNR değerlerinin ise anlamlı şekilde düşük olduğu belirlendi. WBC, nötrofil, NLR, ve PLR düzeylerindeki yükseliş STEMI hastalarında daha belirgindir. PNR değerindeki düşüş ve RDW değerindeki yükseliş NSTEMI hastalarında daha belirgindir. Lenfosit, trombosit ve P-MPVR değerlerindeki düşüş ise USAP hastalarında daha belirgindir. Ayrıca STEMI hastalarında kan trombosit değerinin USAP hastalarına göre yüksek olduğu belirlendi. SONUÇ: AKS hastalarında başvuru esnasında saptanan kan WBC, nötrofil, RDW, NLR ve PLR değerleri anlamlı şekilde yükselmekte, lenfosit ve PNR değerleri ise anlamlı şekilde düşmektedir. ANAHTAR KELİMELER: akut myokard infarktüsü, nötrofil lenfosit oranı, platelet lenfosit oranı, hs-troponin, st yükselmeli myokard infarktüsü, st yükselmesiz myokard infarktüsü, unstabil anjina; SUMMARY INTRODUCTION AND PURPOSE: Acute coronary syndrome can be described as a fatal disease which includes STEMI, NSTEMI and USAP that occurs a result of decreasing myocardial blood flowing depending on destabilization of aterosklerotic plaque. Even if the frequency of this disease decreased recently in developed countries, it is one of the primary and major reason of death all around the world. According to previous studies, it is showed that he beginning of the aterosklerotic proces and also importance of inflammation play a big role in this case. It is necessary to examine electrocardiographic findings, biochemical markers with clinical properties in a comprehensive manner, during the process of diagnosis and classification of acute coronary syndrome. In our study, we aimed to evaluate the roles of biochemical markers and also various inflammatory markers which is is being investigated in a diagnostic and prognostic respect in recent years. MATERIALS AND METHOD: This study is conducted at T.C Ministry of Health Sakarya University Emergency service between dates 01.06.2016 and 30.09.2016 with 257 patient who came with a chest pain and get diagnosed by AKS. During the study, file records are examined retrospectively. First laboratory data during application (urea, creatinine, AST, ALT, WBC, neutrophil, lymphocyte, thrombocyte, hemoglobin; hematocrit, MPV, RDW, neutrophil/lymphocyte ratio, platelet/lymphocyte ratio, platelet/neutrophil ratio, troponin and CK-MB parameters) are analyzed. FINDINGS: In the experimental group there was 257 patient (121 STEMI, 69 NSTEMI, 67 USAP) and in the control group there was 70 patient who came to emergency with a flank pain but discharged due to atypical flank pain. Sample contains 191 males and 66 females with a mean age 59,75. It is determined that all examined biochemical markers in experimental group are significantly higher, lymphocyte and PNR results are significantly lower then the control group. The increase in the WBC, neutrophil, NLR and PLR is more prominent in STEMI patients. The decrease in the PNR value and the increase in the RDW value is more specific to the NSTEMI patients. The decrease in the lymphocyte, thrombocyte and P-MPVR values are more prominent in the USAP patients. Furthermore, blood platelet count of STEMI patients is higher then USAP patients. RESULTS: Examined blood WBC, neutrophil, RDW, NLR and PLR values, taken from acute coronary syndrome patients, are significantly increases. In contrast, lymphocyte and PNR values are significantly decreases. KEY WORDS: acute myocardial infarction, neutrophil/lymphocyte ratio, platelet/lymphocyte ratio, hs-troponin, st ascendant myocardial infarction, st without ascendant infarction, unstable anjina
06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.
</description>
<pubDate>Sun, 01 Jan 2017 00:00:00 GMT</pubDate>
<guid isPermaLink="false">https://hdl.handle.net/20.500.12619/98241</guid>
<dc:date>2017-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</item>
</channel>
</rss>
