<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><feed xmlns="http://www.w3.org/2005/Atom" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<title>Tez Koleksiyonu</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12619/67995" rel="alternate"/>
<subtitle/>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12619/67995</id>
<updated>2026-04-04T23:00:54Z</updated>
<dc:date>2026-04-04T23:00:54Z</dc:date>
<entry>
<title>Çağdaş fotoğraf sanatında bir ifade aracı olarak topoğrafya = Topography as a means of expression in art of contemporary photography</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12619/103349" rel="alternate"/>
<author>
<name>Ünal, Mahmut Rıfkı</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12619/103349</id>
<updated>2025-09-22T11:27:32Z</updated>
<published>2025-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Çağdaş fotoğraf sanatında bir ifade aracı olarak topoğrafya = Topography as a means of expression in art of contemporary photography
Ünal, Mahmut Rıfkı
Manzara, doğa ve dışşal mekanların görünür olduğu bir sanat türü olarak kısaca tanımlanabilir. Manzara Sanatı tarihsel süreçte, doğayı merkezine almıştır. Bu doğa tasvirleri genellikle ideal olan, natürel ya da romantik bir temsiliyete tabidir. Ancak insanın endüstriyel gelişimlere ve üretim sistemlerine adapte olmasıyla artan doğa müdahaleleri, sanattaki manzaraların görünümünün de değişmişmesine neden olmuştur. Bu değişimin hız kazanması birbirine benzer sanayi ve endüstriyel faaliyetlerle yeni görünümler ortaya çıkarmıştır. Değişen manzaralar nedeniyle bilimsel amaçlar ve sanatın farkındalık oluşturabilen görünür olma kapasitesi doğrultusunda çevre fotoğrafçılığının başlıca çalışma alanı olmuştur. Değiştirilen ve doğal akışında yeni görünüm kazanan birbirinden farklı topoğrafik manzaralar, aynı zamanda ortaya çıkan yeni görme biçimleri üzerinden duyguların tıpkı empresyonizm akımında olduğu gibi sanatçıların doğada kendi ruh hallerini metafor olarak aktardığı sanat anlayışına zemin olmaktadır. Bu doğrultuda 1960'lardan sonra gelişen yeni sanat metodolojisi çalışma adına önemli bir yere sahiptir. Öyle ki fotoğrafın teknik unsurlarından faydalanarak duyularla doğrudan erişilemeyecek perspektifle görüntüler üretmek, insan-yeryüzü ilişkisine yeni bir gerçeklik kazandırmıştır. Bu çalışma; insan müdahalesiyle değişen ve dönüşen doğanın bir sorunsal olarak ele alındığı topoğrafya manzaralarındaki temsiliyetleri üzerine odaklanmıştır. Konu kapsamında manzara sanatının tarihsel sürecinde doğanın ele alınış biçimleri irdelenmiş, manzaranın sanat ve sanatçı için anlamı araştırılmış, manzara türlerinin ortaya çıkmasında sosyo-kültürel etmenler göz önüne alınarak bir senteze varılmıştır. Çağdaş sanat pratiklerinde teknik olanakların imkan sağladığı medyumların manzara görüntüleri oluşturmadaki etkilerine yer verilmiştir. Bu kapsamda topoğrafik manzaraların tarihsel süreçlerine değinilmiştir. Doğa ve insan ilişkisi kapsamında bir sınırlamaya gidilen konu çerçevesinde, değişen ve dönüşen doğayı kendine mesele edinmiş çağdaş topoğrafik manzara sanatçılarının eserleri yapıt çözümleme tekniğiyle irdelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmı ise topoğrafik manzaraları kavramsal temsiller olarak sunan 10 fotoğrafın eser metinlerinden oluşturulmuştur.; Landscape can be briefly defined as an art form where nature and external environments are visible. Throughout its historical process, landscape art has centered on nature. These depictions of nature are often subject to ideal, natural, or romantic representations. However, with human adaptation to industrial developments and production systems, increasing interventions in nature have also led to changes in the appearance of landscapes in art. The acceleration of this transformation, driven by similar industrial and production activities, has given rise to new visual forms. Due to these changing landscapes, environmental photography has become a primary field of study, guided by scientific purposes and the art's capacity to create awareness through its visible presence. The altered and newly formed topographic landscapes, whether transformed by human intervention or through natural processes, have simultaneously provided a foundation for a mode of artistic expression where emotions are conveyed metaphorically—much like the Impressionist movement, where artists projected their inner states onto nature. In this context, the new artistic methodology that emerged after the 1960s holds a significant place for this study. Utilizing the technical elements of photography to produce images from perspectives inaccessible to the senses has introduced a new sense of reality to the human-earth relationship. This study focuses on the representations of topographic landscapes, where nature altered and transformed by human intervention is approached as a problem. Within the scope of the topic, the ways in which nature has been addressed throughout the historical process of landscape art have been examined, the meaning of landscape for art and the artist has been investigated, and a synthesis has been reached by considering the socio-cultural factors that contributed to the emergence of landscape types. The influence of mediums enabled by technical possibilities in contemporary art practices on the creation of landscape images has also been explored. In this context, the historical processes of topographic landscapes have been discussed. Within the framework of nature-human relationships, this study is limited to the changing and transforming nature as a subject, and the works of contemporary topographic landscape artists have been analyzed using the artwork analysis technique. The practical part of the study consists of the artwork texts of 10 photographs presenting topographic landscapes as conceptual representations.
06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.
</summary>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Arte Povera Hareketinde İnsan, Doğa, Endistri İlişkisi ve Nesnenin Kavramsal Boyutları = The Relationship Between Human, Nature, Industry and the Conceptual Dimensions of the Object in the Arte Povera Movement</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12619/103350" rel="alternate"/>
<author>
<name>Sepetci, Halil</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12619/103350</id>
<updated>2025-09-22T11:28:21Z</updated>
<published>2025-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Arte Povera Hareketinde İnsan, Doğa, Endistri İlişkisi ve Nesnenin Kavramsal Boyutları = The Relationship Between Human, Nature, Industry and the Conceptual Dimensions of the Object in the Arte Povera Movement
Sepetci, Halil
1967 yılında İtalyan sanat eleştirmeni ve küratör Germano Celant'ın genç İtalyan sanatçıların avangard çalışmaları hakkında yazdığı "Bir Gerilla İçin Notlar" adlı makalede öne sürülen Arte Povera (Yoksul Sanat) kavramı, 1962-1972 yıllarını kapsayan savaş sonrası dönemin en yenilikçi ve etkili avangard sanat hareketlerinden biri haline gelmiştir. Arte Povera, 1968'deki "İtalyan mucizesi" ekonomik patlaması ve ardından gelen öğrenci ve işçi isyanları bağlamında, yalnızca savaş sonrası dönemde resmin önceliğine karşı değil, aynı zamanda ortaya çıkan tüketim kültürüne karşı da isyan etme dürtüsüyle avangard sanatta farklı bir atılım yaratmıştır. Sanat ve siyaset ilişkisine bağlı sosyolojik sorunların yarattığı toplumsal olayların içinde kendini gösteren İtalyan sanatçılar daha sonraki yıllarda Arte Povera hareketini gündelik yaşamın dinamiklerine taşımışlardır. Sanatçıların, sınırsız bir nesne kullanımına açık hale gelen anlayışlarıyla, demir, kömür, saman yığınları, kağıt parçaları, ayna, taş, toprak gibi gündelik hayata dair malzemelere yapıtlarında içten bir duyarlılık ve samimiyetle yer vermişlerdir. Diğer taraftan doğa ve insan ilişkilerine deneyim odaklı performatif bir bakış getiren Arte Povera sanatçıları, gerçekliğin boyutlarını birebir gözlemlemiş ve aynı zamanda her an karşılaşılabilir olağan fiziksel durumların süreçlerini izleyerek nesnenin oluşumlarına sanatsal bir içerik kazanmışlardır. Doğa nesnelerinin yanında sanatçıların endüstri üretim nesnelerini çeşitli bağlamlar içinde yorumlama biçimleri hayatın kendi gerçekliğine yönelik etkin bir sanat anlayışını ortaya çıkarmışlardır. Gündelik yaşam ile sanatın sınırlarını ortadan kaldırma amaçlı ilerleyen Arte Povera hareketi, uyguladığı yöntemler içinde katalog, heykel, enstalasyon, çizim, fotoğraf, film ve performans dahil olmak üzere çok çeşitli disiplinleri bir araya getirmiştir. Arte Povera hareketinde, insan, doğa ve endüstri ilişkilerinden çıkış yapan uygulama yöntemleri kendinden sonra gelecek olan çağdaş sanat yöntemlerinin de yolunu açmıştır.; The concept of Arte Povera (Poor Art), proposed in 1967 in an article titled "Notes for a Guerrilla" written by Italian art critic and curator Germano Celant about the avant-garde works of young Italian artists, became one of the most innovative and influential avant-garde art movements of the post-war period spanning the years 1962-1972. In the context of the "Italian Miracle" economic boom of 1968 and the student and worker revolts that followed, Arte Povera created a different breakthrough in avant-garde art with the impulse to rebel not only against the primacy of painting in the post-war period but also against the emerging consumer culture. Italian artists, who showed themselves in social events created by sociological problems related to the relationship between art and politics, later carried the Arte Povera movement to the dynamics of everyday life. With their understanding that became open to an unlimited use of objects, the artists included materials related to everyday life such as iron, coal, haystacks, pieces of paper, mirrors, stones and soil in their works with sincere sensitivity and sincerity. On the other hand, Arte Povera artists, who brought an experience-oriented performative perspective to the relations between nature and humans, observed the dimensions of reality firsthand and at the same time, by following the processes of ordinary physical situations that can be encountered at any moment, they gained an artistic content for the formation of the object. In addition to natural objects, the artists' interpretation of industrial production objects in various contexts revealed an effective artistic understanding directed at the reality of life itself. The Arte Povera movement, which progressed with the aim of eliminating the boundaries between daily life and art, brought together a wide range of disciplines including catalogue, sculpture, installation, drawing, photography, film and performance in the methods it applied. In the Arte Povera movement, the application methods that emerged from the relations between humans, nature and industry paved the way for the contemporary art methods that would come after it.
06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.
</summary>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>Michael Endes „Momo" aus der pädagogischen und erziehungswissenschaftlichen sicht = Michael Ende'nin "Momo" eserinin pedagojik ve eğitim bilimi açısından incelenmesi</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12619/103348" rel="alternate"/>
<author>
<name>Temel, Oğuz İsmail</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12619/103348</id>
<updated>2025-09-22T11:21:44Z</updated>
<published>2025-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">Michael Endes „Momo" aus der pädagogischen und erziehungswissenschaftlichen sicht = Michael Ende'nin "Momo" eserinin pedagojik ve eğitim bilimi açısından incelenmesi
Temel, Oğuz İsmail
Michael Ende, fantastik eserleriyle tanınan saygın bir Alman yazarıdır. Eşsiz anlatım tarzı ve derin anlamlar içeren hikayeleri hayal gücüyle harmanlama becerisi, onu zamansız bir edebi ikon haline getirmiştir. Eserleri aynı zamanda pedagojik açıdan da yüksek bir değere sahiptir; empati, zaman ve hayal gücü gibi temel konulara dair önemli dersler sunar. Bu tezde, yazar Michael Ende'nin en bilinen çocuk kitaplarından biri olan "Momo", pedagojik ve eğitimbilimsel bir perspektiften analiz edilmektedir. Romandaki zaman yönetimi, sosyal etkileşim ve kişilerarası ilişkiler gibi temel temalar, eğitsel açıdan ele alınarak değerlendirilmektedir. Tez, yazarın hayatı ve eserlerine dair bir giriş, temel kavramların kuramsal açıklamaları ve "Momo" romanının ayrıntılı bir çözümlemesi şeklinde yapılandırılmıştır. Bu çalışmanın temel hipotezi, "Momo" eserinin önemli pedagojik ve eğitimsel unsurlar içerdiğidir. Amaç, eğitimle ilgili değerleri ortaya koymak ve bunların bireysel gelişim ve öğrenme bağlamındaki anlam ve potansiyelini irdelemektir. Romanın çözümlemesinde, farklı eğitim bilimsel yaklaşımların bir arada kullanıldığı eklektik-pluralist bir yöntem benimsenmiştir.; Michael Ende was a renowned German author known for his fantastical works. His distinctive storytelling and the depth of meaning in his imaginative works have secured his place as a timeless literary figure. His works also hold significant educational value, as they convey essential lessons about empathy, time, and imagination. This thesis focuses on the popular children's book "Momo", analyzing it from both pedagogical and educational science perspectives. Central themes of the novel such as time management, social interaction, and interpersonal relationships are examined with regard to their educational relevance. The thesis is structured as follows: an introduction to the author's life and works, a conceptual clarification of key terms, and a detailed analysis of the novel "Momo". The central hypothesis of this study is that "Momo" contains important pedagogical and educational elements. The aim is to identify values relevant to education and explore their significance and potential in the context of learning and personal development. For the analysis, an eclectic-plural methodological approach is used, combining various educational science frameworks.
06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.
</summary>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
<entry>
<title>The impact of modernization on the representation of Indian traditional culture: The golden age of Indian cinema = Modernleşmenin Hint geleneksel kültürünün temsiline etkisi: Hintsinemasının altın çağı</title>
<link href="https://hdl.handle.net/20.500.12619/103347" rel="alternate"/>
<author>
<name>Sisa, Sisa</name>
</author>
<id>https://hdl.handle.net/20.500.12619/103347</id>
<updated>2025-09-26T13:10:55Z</updated>
<published>2025-01-01T00:00:00Z</published>
<summary type="text">The impact of modernization on the representation of Indian traditional culture: The golden age of Indian cinema = Modernleşmenin Hint geleneksel kültürünün temsiline etkisi: Hintsinemasının altın çağı
Sisa, Sisa
1945- 1965 yılları arası popüler Hint sinemasının altın çağı olarak adlandırılır. Bu dönemde çok sayıda film üretilmiş ve bu filmler büyük yankı uyandırmıştır. Melodramatik öğelerin ağrılıkta olduğu bu filmler, çeşitli düzeylerde sömürgeci söylemle karmaşık bir şekilde bağlantılıdır. Modern bir form olan melodrama ait nitelikler, filmlerde Batılı bir söylemin inşa edilmesine katkı vermiştir. Buradan hareketle çalışmanın amacı altın çağ döneminde modernleşmenin geleneksel kültüre ait temsilleri nasıl şekillendirdiğini incelemektir. Bu amaçla nitel araştırma perspektifiyle yola çıkılan çalışmada tematik yaklaşım ve eleştirel söylem analzi yönteminden yararlanılmıştır. Amaçlı örnekleme yöntemiyle belirlenen 4 film Awara (Kapoor, 1955), Shree 420 (Kapoor, 1951), Mother India (Khan, 1957), Mughal-e-Azam (Asif, 1960) anlatısal ve sinematografik unsurlar açısından betimsel olarak analiz edilmiştir. Bulgular iki ana tema altında yorumlanmıştır: 1. Dini unsurların ortadan kaldırılması 2. Kültürel değişimin sunumu. Buna göre, filmlerde dini referansların azaldığı görülürken yer alan dine ilişkin temsillerin filmlerle organik bir ilişki kurmadığı görülmüştür. Bununla birlikte dini değerlerin melodram evrenine özgü daha seküler temalarla ifade edildiği görülmüştür Modernleşme sürecinde yaşanan kültürel değişimin ve korunması gereken geleneksel değerlere vurgunun yüzeysel çıkarımlar ve melodramatik unsurların inşa ettiği ahlaki evren aracılığıyla ortaya konduğu görülmüştür. Sonuç olarak, Altın çağ dönemi filmlerinin geleneksel kültüre ilişkin temsillerinde modernist vizyonla uyumlu Batılı bir bakışın etkili olduğu görülmüştür.; The Golden Age of popular Indian cinema 1945-1965 produced a great number of films. These films had a great impact not only in India but globally too. These films, rich in melodramatic elements, were intricately linked to colonial discourse at various levels. The qualities of melodrama, a modern form, have contributed to the construction of a Western discourse in films. The aim of this study is to examine how modernization shaped the representations of traditional culture during the golden age. For this purpose, the study, which was based on a qualitative research perspective, utilized thematic approach and critical discourse analysis method. Four films Awara (Kapoor, 1951), Shree 420 (Kapoor, 1955), Mother India (Khan, 1957) and Mughal-e-Azam (Asif, 1960) were selected through purposive sampling method were descriptively analyzed in terms of narrative and cinematographic elements. The findings were interpreted under two main themes: Elimination of religious elements and representation of cultural change. The analysis revealed a decline in religious references within these films, with religious representations lacking an organic connection to the overall narrative. Besides religious values were conveyed through more secular themes' characteristic of the melodramatic framework. The cultural shifts brought about by modernization were depicted through surface-level interpretations, reinforcing traditional values within the moral universe shaped by melodramatic elements. Ultimately, the study suggests that representations of traditional culture in Golden Age films were influenced by a Western perspective aligned with a modernist vision.
06.03.2018 tarihli ve 30352 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan “Yükseköğretim Kanunu İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun” ile 18.06.2018 tarihli “Lisansüstü Tezlerin Elektronik Ortamda Toplanması, Düzenlenmesi ve Erişime Açılmasına İlişkin Yönerge” gereğince tam metin erişime açılmıştır.
</summary>
<dc:date>2025-01-01T00:00:00Z</dc:date>
</entry>
</feed>
